Bir söz vermişti giderken; dönmeyecekti.
Yokluğuna alışmışken, “Ben geldim” demeyecekti.
Başka sözleri de oldu tutamadığı; çok büyük ve çok imkansız;
Asla başkasını sevmeyecekti!
Belki de öylesine çıkıvermişti ağzından...
Söz vermesini istemedim hiç kimseden...
Kulum kölem olmamalıydı sevdiğim,
Gidenle birlikte gitmiyordu sevdam!
Bir kere severdi yürek; vazgeçmek, pes etmek nedir bilmeden... Hiç aceleci değildi; duygularını, karşısındakini tartarken; oysa, tez canlıydı sevenim; tez de döndü sözünden...
Sohbeti çekilen sevdalardı aradığım; tükenmemeliydi sözcükler... Sessizliği paylaşabilmek kadar önemliydi konuşmak... Gevezeydi sevenim; çok şey söyledi giderken...
Pek çok konuda beceriksizdim. Isrardan hoşlanmadığımdan, ısrarcı da olmadım.
Bir gece yarısı kapıdaydı sevdiğim; omuzları çökük, yüzü yere dönüktü. Yana çevirdi başını; “Hoşça kal!” dedi sadece; çıkarken, “Sakın gitme!” demedim; her halinden belliydi gitmesi gerektiği...
Engellemeye kalkmak, sadece geciktirirdi.
Gerisi sessizlikti ve son kez sarılmamın engeliydi sevenime... O gece, karanlığı örttüm üzerime; bir kağıda sıralanmıştı verdiği sözler, masanın üzerine bırakılmıştı giderken...
Tekrar tekrar okudum sabaha kadar; nedense gülümsedim göz yaşlarım akarken...
Ne dönmeyeceğine, ne bir başkasını sevmeyeceğine inandım.
Ateşsiz hiçti pervane, etrafında dönmeli, kül olmalıydı er geç...
O, aşksız yaşayamayanlardı; yenilenemeyince yenilerini aradı.
Söz vermeden duramazdı ve tutamazdı nedense; bense, söz vermeyip tutanlardandım.
Ayrı dünyalardan değildik aslında; uçurumların kıyısından seslenmedik birbirimize; o ulaşılmaz sansa da, ulaşılmaz değildim hiç kimse için...
Göründüğünden daha basitti her şey; sevmiş ve tükenmiş; iki kelimeyle özetlenmiştik.
Ihtiyacım olmayan pek çok söz verdi giderken...
Yokluğunu fırsat bildim; düşünmek, hissetmek, acı çekmek için...
Hasretin, o kadar korkunç olmadığını fark ettim.
Sevmek böyleydi işte; o gitti, biz bedelini ödedik.
Ne pişman, ne şikayetçi değildim.
Bir gün kapımdaydı yine; “döndüm” dedi telaşsız...
Gözlerindeki pişmanlık ele verdi yüreğini; artık, daha parlak bir ışığı vardı.
“Nasılsın” diye sorarken; ilgisi samimiydi.
Tıpkı cevabım gibi:
“Iyiyim” dedim gülümseyerek..
"Hala aynı adamı seviyorum; ama, bir söz vermişti giderken; asla dönmeyecek!”
Yokluğuna alışmışken, “Ben geldim” demeyecekti.
Başka sözleri de oldu tutamadığı; çok büyük ve çok imkansız;
Asla başkasını sevmeyecekti!
Belki de öylesine çıkıvermişti ağzından...
Söz vermesini istemedim hiç kimseden...
Kulum kölem olmamalıydı sevdiğim,
Gidenle birlikte gitmiyordu sevdam!
Bir kere severdi yürek; vazgeçmek, pes etmek nedir bilmeden... Hiç aceleci değildi; duygularını, karşısındakini tartarken; oysa, tez canlıydı sevenim; tez de döndü sözünden...
Sohbeti çekilen sevdalardı aradığım; tükenmemeliydi sözcükler... Sessizliği paylaşabilmek kadar önemliydi konuşmak... Gevezeydi sevenim; çok şey söyledi giderken...
Pek çok konuda beceriksizdim. Isrardan hoşlanmadığımdan, ısrarcı da olmadım.
Bir gece yarısı kapıdaydı sevdiğim; omuzları çökük, yüzü yere dönüktü. Yana çevirdi başını; “Hoşça kal!” dedi sadece; çıkarken, “Sakın gitme!” demedim; her halinden belliydi gitmesi gerektiği...
Engellemeye kalkmak, sadece geciktirirdi.
Gerisi sessizlikti ve son kez sarılmamın engeliydi sevenime... O gece, karanlığı örttüm üzerime; bir kağıda sıralanmıştı verdiği sözler, masanın üzerine bırakılmıştı giderken...
Tekrar tekrar okudum sabaha kadar; nedense gülümsedim göz yaşlarım akarken...
Ne dönmeyeceğine, ne bir başkasını sevmeyeceğine inandım.
Ateşsiz hiçti pervane, etrafında dönmeli, kül olmalıydı er geç...
O, aşksız yaşayamayanlardı; yenilenemeyince yenilerini aradı.
Söz vermeden duramazdı ve tutamazdı nedense; bense, söz vermeyip tutanlardandım.
Ayrı dünyalardan değildik aslında; uçurumların kıyısından seslenmedik birbirimize; o ulaşılmaz sansa da, ulaşılmaz değildim hiç kimse için...
Göründüğünden daha basitti her şey; sevmiş ve tükenmiş; iki kelimeyle özetlenmiştik.
Ihtiyacım olmayan pek çok söz verdi giderken...
Yokluğunu fırsat bildim; düşünmek, hissetmek, acı çekmek için...
Hasretin, o kadar korkunç olmadığını fark ettim.
Sevmek böyleydi işte; o gitti, biz bedelini ödedik.
Ne pişman, ne şikayetçi değildim.
Bir gün kapımdaydı yine; “döndüm” dedi telaşsız...
Gözlerindeki pişmanlık ele verdi yüreğini; artık, daha parlak bir ışığı vardı.
“Nasılsın” diye sorarken; ilgisi samimiydi.
Tıpkı cevabım gibi:
“Iyiyim” dedim gülümseyerek..
"Hala aynı adamı seviyorum; ama, bir söz vermişti giderken; asla dönmeyecek!”