LIVE
🏛️ LEGEND Diamond Chaser record held by efemir for 17 years — unbeaten!
🏛️ LEGEND Border 2 record held by burakcan76000 for 17 years — unbeaten!
⚡ LEGEND TOPPLED arinberk toppled baran2006's 14-year legend: Mahjongg 3D Pyramid
bidibidiAI user
gulen gülen joined the legends!
bidibidiAI user
gulen gülen joined the legends!
game NEW GAME: Knowledge Cube
game NEW GAME: Ancient Gods
game NEW GAME: History of Empires
A 14-year legend has fallen! arinberk broke the Mahjongg 3D Pyramid record. See

*acıLar karLa kapLanırken*

started by gülyabani 26 June 2007 19-year-old topic 0 Replies 1.472
ACILAR KARLA KAPLANIRKEN

1964 yılı bir kış sabahı Sabiha ders çalışmak için erken kalkmıştı.
Hafifçe odasının perdelerini açarak dışarıya baktı. Her taraf karla
kaplıydı.Ders çalışmaktan vazgeçerek kışlık giysilerini giydikten sonra
sessizce dışarı çıktı. Annesi ve babasını uyandırmadan damları üzerindeki
karları kürüyecekti. Tehlikeli de olmasına rağmen kırık bir merdivenle
bir eline aldığı kar küreğiyle damlarının üzerine çıktı. 13 yaşındaki bu
kız çocuğu soğuk rüzgarlar altında karları kürürken ağzının içinde
mırıldanarak derslerini tekrarlıyordu. Cıvıl cıvıl haliyle hayata
bağlılığı, her ne kadar kendi elinde olmasa da, onun geleceğinin bir
göstergesiydi.

Annesi Gülsüm uyanır uyanmaz kocasına :“ Bak bey! Sabiha’m yine dama
çıkmış... Her kar yağdığın da bizi uyandırmadan damlarımızdaki karları
temizlemek için çırpınır... Yatağını da toplamış... Biricik kızım kırık
merdivenle nasıl çıktı ki yukarıya?” dedi .Ve evlerinin giriş kısmının
önünden bağırarak:

“- Kızım okula gideceksin biraz sonra... Yorulma sen! Gel önce karnını
doyur... Sonra çıkar ben karları temizlerim!” dedi. Sabiha :
“-Anneciğim uyandınız mı? Siz beni düşünmeyin... Ben ne kadar da dikkat
etmiştim; sizi uyandırmadan şu işleri bitirmek için...” Gülsüm hanım :
“-Dama çıktığını daha önce fark etmiştim ! Kürek seslerinden... Kızım,
biraz önce sesini de duydum... Konuşuyordun... Benden bir şeyler mi
istiyordun yoksa?”
“- Yok anne biraz yüksek sesle derslerimin tekrarını yapıyordum...”
“- Sabahın bu kör saatinde dam başından kızımın ayakları kayar da düşer
diye, bir türlü uyuyamadım...Çıkayım da bir bakayım dedim kendi
kendime... Babanın bir erkek çocuk istemesi de işte bu yüzdendi. Sana
kıyamıyoruz kızım... Işini çabuk bitir de in aşağıya ...”
Tam kapıyı açıp içeriye gireceği sırada annesi aşağıdan tekrar seslendi
:
“- Kızım az kalsın unutuyordum... Ineceğin zaman bana haber ver yüksek
sesle de, merdiveni tutayım... Biliyorsun merdivenimiz çok sağlam
değil...”
Sabiha üşüdüğünü fazla belli etmeden :
“- Tamam anneciğim sen hiç merak etme... Güneş doğmadan ben buraları
temizlemek istiyorum... Değilse su altında kalırız.Git biraz uyu...”
dedi.

Bu sözlerinden sonra, bir an için gözleri daldı... uzaklara
bakarak.“Annem neden erkek evladı istediklerini bana anlatıyor... Sanki erkek
çocuğuyla kız çocuğunun bir farkı varmış gibi...Halbuki her ikisi de
evlat... her ikisi de can taşıyor?..Ben bir mana veremiyorum?” diye zihninde
annesinin sözleriyle ilgili yorumlar yaptı.
Sabiha annesi ve babasının yorulmalarını istemediği için, zor da olsa
bu işleri seve seve yapıyordu. Bir taraftan derslerine çalışması diğer
taraftan da bu şekilde ev işleri yapması ona mutluluk veriyordu.
Nisan ayının ilk haftasında, şehir merkezine 4 km uzaklıktaki bağ
evlerine taşındılar. Orada hem meyveleri hırsızlara karşı koruyacaklar...
Hem de bağ işlerini yakından takip edeceklerdi!
Her gün oradan okula gidip gelmek güç olsa da buna katlanmak
zorundaydı...

Günlerden bir gün, okul sonrası yaya olarak elindeki ders
kitaplarıyla dolu çantasıyla bağ evlerine gidiyordu. Yollar ıssızdı. Arada
sırada bekçi düdüklerinin yankılanan sesleriyle çevredeki çekirgelerin
sesleri birbirlerine karışıyordu ! Bir ara, arkasından bir kişinin
koşarak kendisine doğru yaklaştığını fark etti ! Birden korkarak irkildi!
Geriye baktı. Bir okul arkadaşıydı! Titrek adımlarla gelen bu kişi
Sabiha’ya :
“- Sabiha... Sabiha ben Ahmet... Çoktan beri seninle konuşmak
istiyordum.
Şehirdeki evinizde otururken cesaret bulamamıştım! Ben seni çok
seviyorum! Bunun için peşinden geldim!” dedi
Sabiha :
“- Ama ben seni hiç sevmiyorum ki ! Sen sevgini kendine sakla!
Sonra peşimden gelmeyi de bırak! Bir gören olursa seni değil, beni
suçlarlar...”
Ahmet :
“ - Ama... “
“ - Aması maması yok...Beni rahatsız etme! “ diye karşılık verdi
Sabiha.
Tam bu sırada bağ bekçilerinden biri yandaki bağın yıkık duvarlarının
üzerinden atlayarak önlerine çıkmıştı! Sabiha ve ailesini tanıyan
biriydi...
Her ikisi de donakalmışlardı... Bekçi :
“ - Kız Sabiha... Kim bu peşindeki kırık?” (*)
Sabiha kıpkırmızı olmuştu. Sıkılgan bir şekilde :
“- Benim haberim yok... sınıf arkadaşım peşime takılmış... Ben de...”
Bekçi :
“ - Kes sesini! Sen fırsat vermezsen bu adam senin peşine takılmaya
cesaret bulabilir
mi? Bana maval okuma!”

Ahmet’e döndü sonra :
“ - Utanmıyor musun ulan tek başına gelen bir kızın peşine takılmaya?
Şunlara bak
okuyacaklar da adam olacaklar şu vaziyetleriyle! Söyle bakayım sen
kimin çocuğusun?”
Tekrar Sabiha’ya döndü:
“ - Biraz sonra babanı göreceğim... Anlatacağım olup bitenleri. Kızınız
bağ yollarından arkasında bir kırıkla buraya geliyor diyeceğim!
Namussuz seni! Bir de utanmadan konuşuyorsun benim karşımda! “ dedi.
Ahmet konuşmalar devam ederken koşar adımlarla oradan uzaklaştı... Tek
bir cevap dahi verememişti. Bekçinin sözleri onu da oldukça
etkilemişti?

Sabiha bekçinin söyledikleriyle endişeye kapılmıştı. Zihninden geçen
bir yığın soruya cevap arıyordu! Işin içinden nasıl çıkacaktı? Bekçi
gerçekleri çarpıttığı gibi, kendisine konuşma fırsatı dahi vermemişti!
Aksine bir suçlamayla karşı karşıya kalmıştı! “Bor gibi küçük bir ilçede
bekçi kendi kafasındaki suçlamaları aleyhimde birkaç kişiye anlatsa
benim hayatımı karartmaya yeter...” diyordu içinden!
Bağ evine gelmişti. Kapıya bir kaç kez vurdu... Sonra :
“- Anne!.. Anne!..” diye bağırdı.
Ses gelmeyince yandaki iri bir taşın altına baktı. Dış kapının anahtarı
oradaydı...
Içinden “ Iyi ki annemler daha gelmemişler...” dedi. Kapıyı açtı ve
arkasına bir taş koydu.
Sonra bağ evinin anahtarını da her zaman koydukları yerden aldı. Kapıyı
açtı! Içeriye girdi.
Karşısındaki raf üzerinde bulunan “folidol” isimli elma kurdu zehiri
birden dikkatini çekmişti!
Çantasını bir kenara attı. Zehir kutusunu eline aldı. Çantasından bir
kağıt çıkararak bir şeyler yazdı. Sonra zehir kutusunun kapağını açarak
birkaç yudum içti! Çok geçmeden olduğu yere yığıla kalmıştı
Çekirge sesleri her zaman olduğu gibi çevreyi kuşatmaya devam
ediyordu...
Bir saat sonra dış kapı vuruluyordu. Annesi ve babası gelmişlerdi.
Annesi :
“ Sabiha’mız gelmiş...” dedi kocasına! Biraz beklediler kapının
açılmasını.Ses gelmeyince babası öfkeli bir biçimde biraz daha kuvvetli
yumruklamaya başladı kapıyı :
“- Sabiha... Sabiha! Neredesin... aç kapıyı? “
Tahammül güçleri kalmamıştı... Kapıyı zorlayarak ittiler arkadaki taşla
birlikte... Eşekleriyle içeriye girdiler... Kedileri acı acı
miyavlıyordu... Iç kapı açıktı ve Sabiha ortada yatıyordu. Ağzında köpükler
vardı... Kenarda ağzı açık duran bir elma kurdu zehiri... Önünde defter,
yanında kalem bulunan bir kağıt parçası vardı. Üzerinde ise şunlar
yazılıydı :
“-Çok kıymetli anneciğim ve babacığım, Hayatım boyunca korkuyla
yaşadım... Sizi su ana kadar üzdüysem beni affedin! Arkamdan herhangi bir
suçlama olursa inanmayın! Ben suçsuzum! Öğretmenlerimi ve arkadaşlarımı çok
seviyorum... Bir kişi hariç. O ise, benim hayatımı kararttı!
Annesi ve babası gözyaşlarını tutamadılar! Belki ölmemiştir diye
eşeklerinin üzerine onu yüzükoyun yatırarak şehir merkezine götürdüler!
Feryatları dayanılacak gibi değildi!.
Babası :
“Inşallah kızımız ölmemiştir...” diyordu hanımına.
............
Hastanede acil serviste kontrolden geçirildi! Doktorlar :
Sabiha için “ iki saat önce ölmüş ...” dediler.
Çevrede bilinmeyen sınıf arkadaşının aşkı, gizli kalan bekçinin
suçlamaları ve ortaokul ikinci sınıf öğrencisi Sabiha’nın sona eren hayatı
yönünde yorumlar yapıldı! Arkasından okunan yüksek notları
arkadaşlarına ve öğretmenlerine hüzünlü anlar yaşatırken, sınıfında boş kalan yeri
asla doldurulamadı.
Çekirge seslerinin yankılandığı sokaklardaki acı hatıralar gibi
mevsimlerin ibresi kışları
gösterirken damlarını örten beyaz hüzünler yine onların önlerine
serilecekti.

Acılar karla kaplanırken sadece damlar, kar küreği ve kırık bir
merdiven olmayacaktı Sabiha’yı anlatan...

This topic was opened 19 years ago. Replying will be possible soon.