Öyle tesadüfler vardır ya: Bir otobüs durağında poşetlerle
beklerken,rastlaşırsınız aniden...
"Bu o..." diye içiniz titrer. Bir zamanlar yüreğinizi yakan aşık;
sarkmış göbeği, ağarmış saçlarıyla karşınızdadır...
Iki elinde iki çocuk...
- Nasılsın?
- Iyiyim... Ya sen?...
- Kızın amma da büyümüş... Benim de var 10 yaşında...
- Annen, baban?...
- Babamı kaybettik. Annem hasta...
- Mutlu musun?
- Sessizlik...
- Telefonumu vereyim, ararsın belki....
Iki yanakta iki masum buse; biri eski sevgiliye, diğeri onunla
birlikte yitip giden maziye..."
- Kimdi o amca anne?...
" Yüreğinizde belli belirsiz bir iç çekme ve aklınızda hınzır bir soru işareti :
"Acaba?.."
Aliye ile Ramazan'ın aşk hikayesinde buna benzer bir hüzün gizliydi.
Gerçi öyküleri, önce haklı olarak bir "tıp rezaleti" olarak yansıdı
gazete manşetine...
Ancak Ayşegül Aydogan'in dünkü haberi en az ilki kadar hazindi :
Polis memuru Ramazan Bey, öğretmen Aliye Hanım'a 1954'te Karabük'te
evlenme teklif etmiş.
Annesine bakmak zorunda olduğundan kabul edememiş Aliye...
Bir baskasıyla evlenmis Ramazan... Üç çocuğu olmuş,
ancak Aliye'yi hep aklında, göğsünde saklamış.
Gün gelmiş, eşi göğüs kanserine yenik düşmüş.
Ailesi "3 çocukla bir başına baş edemezsin, "evlen" diye tutturmuş.
O da"Yıllar önce bir sevgilim vardı, evlenirsem onunla evlenirim" demiş.
17 yıl sonra gençliğinin Karabük'üne dönmüş ve Aliye'nin peşine
düşmüş.
Öğretmenlik yaptiğı okulda bulmuş onu... Müdürün odasında beklemeye koyulmuş.
Aliye odaya girip de eski askını karşısında görünce şaşkınlıktan
dışarı kaçmış.
17 yıl önceki teklifi yinelemiş Ramazan:
"- Evet" demiş bu kez Aliye öğretmen... 28 yıl evli kalmışlar.
ikinci baharı yaşamışlar.Malum,ikinci bahar, "son"bahardır.
Orada aşk,hayatla cilveleşmekten çok, hayat denilen çileyi birlikte
göğüslemektir.
71 yıllık yorgun kalbi teklemiş bir gün Aliye'nin...
Ramazan bir ambulansla hastaneye yetiştirmiş eşini... Kabul
etmemişler,paraları yok diye...
Sonra bir başkasına... yine ret...
Aliye Hanım ölümün eşiğinde duyuyormus Ramazan Bey'in
çırpınışlarını;
"Allahım bunlar ne yapıyor? diye ürperiyormuş.
Ramazan Bey'se "ilk göz ağrım gidiyor" diye sızlanıyormuş için için...
"Ona bir şey olursa ben ne yaparım?.."
Sonunda Ramazan Bey'in yeğenlerinin parasıyla bir özel hastaneye
yatırabilmişler.
Fotoğrafı vardı dünkü Milliyet'te...Aliye Hanım yatakta; Ramazan
Bey
başucunda...
sağ eli sımsıkı eşinin avucunda...
"Ilk bahar"da çoğunlukla imkansızlıktır aşkı filizleyen, besleyen;
"sonbahar"daysa fedakarlık...
Bütün Dünya dergisinde vardı; çocuklara "Aşk nedir" diye sormuşlar.
Söyle demiş afacanlardan biri: Annanem sırtından hasta olmuştu.
Eğilemediği için ayaklarına oje süremiyordu.
Dedem devamlı elleri titremesine rağmen annanemin ayaklarına oje
sürüyordu.
"Bence aşk budur"
beklerken,rastlaşırsınız aniden...
"Bu o..." diye içiniz titrer. Bir zamanlar yüreğinizi yakan aşık;
sarkmış göbeği, ağarmış saçlarıyla karşınızdadır...
Iki elinde iki çocuk...
- Nasılsın?
- Iyiyim... Ya sen?...
- Kızın amma da büyümüş... Benim de var 10 yaşında...
- Annen, baban?...
- Babamı kaybettik. Annem hasta...
- Mutlu musun?
- Sessizlik...
- Telefonumu vereyim, ararsın belki....
Iki yanakta iki masum buse; biri eski sevgiliye, diğeri onunla
birlikte yitip giden maziye..."
- Kimdi o amca anne?...
" Yüreğinizde belli belirsiz bir iç çekme ve aklınızda hınzır bir soru işareti :
"Acaba?.."
Aliye ile Ramazan'ın aşk hikayesinde buna benzer bir hüzün gizliydi.
Gerçi öyküleri, önce haklı olarak bir "tıp rezaleti" olarak yansıdı
gazete manşetine...
Ancak Ayşegül Aydogan'in dünkü haberi en az ilki kadar hazindi :
Polis memuru Ramazan Bey, öğretmen Aliye Hanım'a 1954'te Karabük'te
evlenme teklif etmiş.
Annesine bakmak zorunda olduğundan kabul edememiş Aliye...
Bir baskasıyla evlenmis Ramazan... Üç çocuğu olmuş,
ancak Aliye'yi hep aklında, göğsünde saklamış.
Gün gelmiş, eşi göğüs kanserine yenik düşmüş.
Ailesi "3 çocukla bir başına baş edemezsin, "evlen" diye tutturmuş.
O da"Yıllar önce bir sevgilim vardı, evlenirsem onunla evlenirim" demiş.
17 yıl sonra gençliğinin Karabük'üne dönmüş ve Aliye'nin peşine
düşmüş.
Öğretmenlik yaptiğı okulda bulmuş onu... Müdürün odasında beklemeye koyulmuş.
Aliye odaya girip de eski askını karşısında görünce şaşkınlıktan
dışarı kaçmış.
17 yıl önceki teklifi yinelemiş Ramazan:
"- Evet" demiş bu kez Aliye öğretmen... 28 yıl evli kalmışlar.
ikinci baharı yaşamışlar.Malum,ikinci bahar, "son"bahardır.
Orada aşk,hayatla cilveleşmekten çok, hayat denilen çileyi birlikte
göğüslemektir.
71 yıllık yorgun kalbi teklemiş bir gün Aliye'nin...
Ramazan bir ambulansla hastaneye yetiştirmiş eşini... Kabul
etmemişler,paraları yok diye...
Sonra bir başkasına... yine ret...
Aliye Hanım ölümün eşiğinde duyuyormus Ramazan Bey'in
çırpınışlarını;
"Allahım bunlar ne yapıyor? diye ürperiyormuş.
Ramazan Bey'se "ilk göz ağrım gidiyor" diye sızlanıyormuş için için...
"Ona bir şey olursa ben ne yaparım?.."
Sonunda Ramazan Bey'in yeğenlerinin parasıyla bir özel hastaneye
yatırabilmişler.
Fotoğrafı vardı dünkü Milliyet'te...Aliye Hanım yatakta; Ramazan
Bey
başucunda...
sağ eli sımsıkı eşinin avucunda...
"Ilk bahar"da çoğunlukla imkansızlıktır aşkı filizleyen, besleyen;
"sonbahar"daysa fedakarlık...
Bütün Dünya dergisinde vardı; çocuklara "Aşk nedir" diye sormuşlar.
Söyle demiş afacanlardan biri: Annanem sırtından hasta olmuştu.
Eğilemediği için ayaklarına oje süremiyordu.
Dedem devamlı elleri titremesine rağmen annanemin ayaklarına oje
sürüyordu.
"Bence aşk budur"
yetinmeyi bilirmisin sana verdiği kadarıyla hayatın hoş bilsen de bilmesen de yara bere içinde bu yollardan geçeceksin...