Kadim Dolunay

Sanatçılar , Tarihçiler , Bilim Adamları, Siyasetçiler ve Dahası. Hayatları , Resimleri , Biyografileri.
Cevapla
Kullanıcı avatarı
deniz gözlü
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 890
Kayıt: 26 Haz 2012, 10:36
Elindeki Nakit: Kilitli

Kadim Dolunay

Mesaj gönderen deniz gözlü » 25 Eyl 2013, 10:57

Hakkında:

Aslen Elazığ?lı; ama doğup büyüdüğü ve yaşadığı şehir Malatya?dır?
Şimdilerde ise Sakarya, Adapazarında?


Bir arkadaşımızın kaleminden Kadim Dolunay:

12 Haziran 1985..
Ramazan ayının son günleri..
Gökte ay yarım..
Kayısı kokulu kentte bir baba müjde bekliyor..
Evdeki tatlı telaşı anlamayan küçük bir abla, kardeş..
Tüm şehir uykuya daldığı o anda, bayramdan önce evine sevinci muştulayan ağlama sesi..
Annesinin kollarında bir bebek..
Hayata ilk adım ve hayatı ?anneyle okuma? böyle başlıyor..
Ve sonra çocukluk?
Hüzünle iç içe?
Sonrasında gençlik çağı.. Kanın deli aktığı zamanlar..
Lise çağı dalgalı bir dönem..
Okuldan kaçış, kalpteki boşluğa isyan, kaleme akış.. Belki de o yılların özeti bu..
Yıllar sonra eğitime devam edeceğini tahmin edemeyen delikanlı önce liseyi terk ediyor..
Birkaç ay farklı işlerde çalışınca anlıyor hayatın gergefinde işlenmenin manasını..
Sonrası içe dönüş, okula dönüş ve kaleme sarılış..
Hayatı kelimelerle anlatış..
Hayatın ritmini hecelerle yakalayış..
?Bataklığa düşer isen, bırakma kendini; dönme şaşkına!
Kalk, diril, sığın Ol Ekmel olanın kuşatıcı aşkına!?
Diyen şair, ezgi ve ilahi sözleri yazarak başlıyor kalemle dostluğa..
Yarım kalan tahsil hayatına da bu sırada devam ediyor ..
Liseden sonra eğitime devam ediyor.. ?Hedef, Azim, Istikrar? diyerek?
Başarılarla iç içe?
Bu sırada kalem hep elindedir Kadim şairin.
Kelimeler yeni bir yol açmıştır şairin önüne..
Artık hayat başka renklere bürünmüştür..
Yazdıkça güneş daha canlı doğuyor, çiçekler daha güzel kokuyordu..
Artık hayatın anlamı cümlelerle ifade ediliyordu.
Yolu aydınlatan, saklı hazineyi keşfetmenin lezzetiyle örülen düşünceleriydi..
Kalbe düşen sevgi tohumlarıyla işlenen kelimeleri..
?Hayat ki, ?El-veda? ve ?Merhaba? arasında ince bir çizgi?? diyerek iz sürüyordu şair bu yolculukta..
Kitapları, geceyi, sevdayı, hüznü, güneşi? Göze değen her şeyi kalemin ucunda inceltiyor ve buluşturuyordu kağıtla..
Yıllarla beraber büyüyordu düşünceler..
Içine sığmayan kelimeler, yürüdükçe derinleşen bakışlar anlatıyor şairi..
Ve yazma sanatını şöyle anlatıyordu şair:
?Ruhun iç titreşimlerini yazıya çevirmek?
Kalem tutmaya başladı mı insan, içine doğru bir yolculuğa geçer o an..
Ne kadar derine inerse o kadar derin duygular bulup koyar heybesine..
Geri döndüğünde ise heybesine koyduğu duygularla kelime köprüsünden geçmek zorundadır.
Köprü ne kadar sağlamsa, duygular da o kadar sağlam yansır kelimelere..
Köprü sallandıkça düşer duygular, ve hecelere dönüşmeden hissiyata karışır..
Yüreğinize çektiğiniz nefes miktarınca inersiniz derine..
Heybenizin büyüklüğü kadar duygu getirebilirsiniz derinlerden..
Ve köprünüzün sağlamlığı kadar sağlam olur sözleriniz..?
Ve şair bu demlerde ne yapıyor derseniz, cevabı şairin kaleminde:
?..Ve ben şimdi bir lahzalık ömrü,
Sayfaların dalgalı yüreğine dökme çabasındayım.?


Kullanıcı avatarı
deniz gözlü
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 890
Kayıt: 26 Haz 2012, 10:36
Elindeki Nakit: Kilitli

Röportaj

Mesaj gönderen deniz gözlü » 25 Eyl 2013, 11:02

Uzun yıllardır şiire sevdalı olan Kadim Dolunay 4 yıllık nadide şiir birikimini nisan ayında yayınlanacak olan, şiir kitabıyla okuyucularının beğenisine sunmaya hazırlanıyor. Kitabın önsöz kısmında özlü sözleriyle Dursun Ali Erzincanlı okuyucuları karşılayacak ilk olarak.Kitap üç bölümden oluşuyor; Aşk, Ah, Hüzün..

Aşk?ı mecazilikten çok daha ötelere maneviyata ulaştıran Dolunay, ayrılığı isyan simgesi olmaktan kurtarıp, pozitif yönlere yelken açtırmış. Son bölümünde hüzün demiş burnu çiçeğinde genç yazar, ama acıyla değil , tefekkürle doldurmuş satırları.
Kadim Dolunay ile sizler için kitabı yayınlanmadan ilk biz konuştuk:

1) Kadim Dolunay ?ı kelimeler dile gelip şiirsel bir şekilde kendi yüreği ekseninde bize tanıtsa nasıl bir şiir okuruz?

Çocukluğumun vazgeçilmeziydi hüzün.
Gökyüzünden çok, beton zeminlere düşen bakışlarım;
Ve en yaralı yanımı en kusursuz saydığım hayallerim vardı.
Söyleyemediklerimin ağırlığıyla çekilirken omuzlarım,
Hummalı bir nefesin gözyaşına gizlendim.
Aynasız caddelerde hep boynu kalbe yakın yürüdüm?
Ve masum bakışlarımdan bihaber büyüdüm.

2) Şiir nedir ? Ve sizce herkes şiir yazabilir mi ?

Damlayı, ruhta deryaya dönüştürmenin adıdır şiir.
Şiir, kuyu gibidir. Okuyabileni (düşeni) dibe çeker.
Ve nefesini en fazla tutabilenlerdir, kuyunun en derinine inenler.
Görünüş itibariyle kısa olan cümlelere, manen, sayfalarca kelâm yüklemektir şairlik.
Ruhun iç titreşimlerini yazıya çevirebilen herkes şiir yazabilir.

3) Siz satırlarınızda sadece kendi duygularınızı ve yaşadıklarınızı mı diler getiriyorsunuz? Yoksa çevrenizdeki başka yaşanmışlıklarda var mı şiirlerinizde?

Bilinçaltı muazzam bir umman? Bazen hiç farkında olmadan bize ait olmayan duygularla donatılmış olduğumuzu görürüz. Bazen de geçmişten kalan, küllenmiş hislerin esiri oluruz. Göz bir aynadır. O aynada kimi zaman kendi suretimizi seyrederken, kimi zamanda farklı cisimlerin yüreğe bıraktığı tezahürleri izleriz. Işte şiir de bu aynadan yansıyan bakışların kalp mihenginden süzülmesiyle oluşuyor. Sonuç olarak o suret ( biz ya da başka yaşanmışlıklar) şairin kendi dünyasına bıraktığı izler olarak ortaya çıkıyor.

4) Hangi duygu dökülürken yüreğinizden bürünür en sırlı bir gizeme ve güzelliğe?

Şaire ?ah? dedirten her duygu desem?
?Ah?.. Dervişlerin, âşıkların ve dertlilerin kelamı? Üçünün de ev sahibi hüzün?
Hüzün ki, bize en çok yakışandı. Kelamı en çok sevilendi. Ve kaleme en çok giydirilen kaftandı.
Yazdıran her duygunun yüreğinde bir ?Ah? vardır; ama hüzün, başlı başına bir Ah?tır.

5) Zamanın, mekânın etkisi nedir kaleminize? Ayırırmısınız her türü farklı yazma zamanlarına? Ya da ilham gelir ve yazarsınız öyle mi?

Mekân, zaman, fasıl? Bedeni değil, ruhu ve hayalleri neredeyse orada yazar şair.
Bazen karanlık bir odada bulunan bedeniyle aydınlığın tasvirini muazzam şekilde yapabilir.
Bazen Güneşin yakıcı sıcaklığında, donduran bir karanlık çizebilir sayfalara kelimelerle. Şair olmayanı görebilen, olandaki derinliği hissedebilendir. Bakmaktan ziyade görebilmektir şairin işi. Hayret edebilendir, sıradan sayılan şeylerin sıradışı yanını betimleyendir. Böyle olunca ?ilham? aranıp bulunandır. Ilham, yani duygu, gelen değil, gidilendir aslında. Konuk olan değil, konuk olunandır.

6) Pek, bir kaç dize okumak istesek sizden?

Yetim bir çocuktu yüreğim karanlıklarda?
Yıldızlar tuttu ellerini.
?Allah? dedim, bitti yalnızlık?
Titredi içimin en derini.

Hayallerim, bir şehrin ıslak omuzlarında?
Bir ?gel? diyebilsen, avuçlarına yağacak ruhum.
Dualarından bir cümle üfle gözlerime,
?Amin? de, sür bakışlarımı suretine.

Aşk tuttu kalemin elinden;
Sayfaların şakağından öperken.
Ve damarlarımızdan aşk muştusu geçerken,
Çekildi ebru ebru, ve yazıldı suya ilk kelime. ???

Besmele miktarınca inşirah duydum gecemin ayazında
Her ?ah? bir dua niyetiyle yükselir gönlümün avazında

7) Şu an okuduğunuz kitaplar nelerdir?

Bir okyanus olan Mesnevi-i Şerif ve Mehmet Akif Ersoy?un büyük mirası; Safahat?

Çok teşekkürler zaman ayırıp bizimle sohbet ettiğiniz için. Şiire cidden ihtiyaç var hayatın koşturmacasından ruhumuzu unutmuş biz faniler için
Kullanıcı avatarı
deniz gözlü
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 890
Kayıt: 26 Haz 2012, 10:36
Elindeki Nakit: Kilitli

Röportaj

Mesaj gönderen deniz gözlü » 25 Eyl 2013, 11:11

Toplumumuz okumaktan çok yazmak isteyenlerle dolu. Böylesi bir dokuda birkaç kafiyeli kelimeyi sıralayarak kendini şair olarak tanımlayanlar çoğunlukta.Ancak yine de yeni nesilin içinden gerçek şair pek çıkmıyor dediğimiz bir dönemde Kadim Dolunay gibi şairler edebiyat ve şiir adına yeniden ümitlendiriyor bizleri. Necip Fazıl?ın ve Mehmet Akif Ersoy?un izlerine rastlıyoruz mısralarında. Sizler için şair Kadim Dolunay ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

?Kalem tutmaya başladı mı insan, içine doğru bir yolculuğa geçer o an?? Kalemle birlikteliğin bir başlangıç tarihi var mı? Süreci anlatır mısınız? ??Ve yazıldı suya ilk kelime?? Ilk şiirinizi hatırlıyor musunuz?

Lise yıllarımda dinlediğim ezgilerin, ilahilerin makamından çok, sözlerine dikkat ederdim. Fakat özelikle ilahilerde sık sık tekrarların olduğunu gördüm. Sürekli aynı sözler, aynı ifadeler? Bu düşünce içerisinde ilk yazma girişiminde bulunmuştum. Ve birkaç hafta içerisinde onlarca ilahi sözleri yazmıştım. Ama incelediğimde, sırf kafiye için uydurulmuş sözler buldum karşımda? Bir satırı uzun, bir satırı kısa olan kıtalar? Hepsini yok edip yeniden yazmaya başladım. Hece ölçüsüne ve mana bütünlüğüne ve derinliğine dikkat ederek, sıradanlıktan sıyrılmaya çalışarak yazmaya sürecim devam etti.

Çok sonralarda, dinlediğim şiirlerindeki güzelliği ve serbestliği farkettim. Ve kısa kısa sözler yazmaya başladım. Ardından içimdeki şiirle tanıştım. Bu şiiri ortaya çıkarmak için çok okumak gerekiyordu. Şiir değil, genelde denemeler, romanlar okurdum.

Fasl-ı Aşk ve nihayetinde Fatıma şiiri? Neden nihayetinde ona birazdan değineceğim. Öncelikle Fasl-ı Aşk?tan biraz bahseder misiniz? Kitabınızın oluşum süreci ve fikri nasıl oldu?

Yazdığım kısa sözleri sosyal paylaşım sitelerinde ve takip ettiğim forumda paylaşırdım. Bir çeşit nabız yoklama ve eleştirel bakışlarla hatalarımı görebilme. Aklımda kitap fikri oluşmaya başladığında hep bir hayal olarak kalacağına inanmıştım. Mümkün gözükmüyordu çünkü. Ama Rabbim öyle bir lütufla karşılaştırdı ki beni, hem içimdeki şiiri okuyan, hem kılavuzluk yapan? Işte ben ona Fatıma dedim?
Nihayetinde sevgili hocam Dursun Ali Erzincanlı?nın desteğiyle ilk kitabım olan Fasl- Aşk?ı çıkardık. Ilk gönül ağrım?

Fatıma? Şiirin adını duyar duymaz Zehra geliyor insanın aklına? Sonra şiiri okuyunca da aslında devam ediyor bu Zehra kimliği? Fatıma şiirinin bir geçmişi bir hikayesi var mı?

Bir sultana şiir yazılacaksa, ona, onun yüreğiyle seslenebilmeli şair. Çünkü böyle şiirlerde ?ben? değil, ?sen? vardır. Şair kendini ?hiç?lik makamında görüp, sevdiğini candan kıymetli bilir. Hal böyleyken, sevilene ?Fatıma? diye seslenmek yakışır şaire. Fasl-ı Aşk?ın Fatıması?

Fasl-ı Aşk?ta ??yazar da yazdıklarının fısıltısını duymakla yetinen kişidir çoğu zaman? diyorsunuz?, bu bağlamda fısıltısının diğerlerine göre daha baskın olduğu şiir yada şiirler var mı?

Şair, ya yaşadığını yazar, ya da yaşamak istediğini? Ya aşktan yazar, ya dertten, ya da hüzünden? Eğer aşktan yazıyorsa ?ki bu yaşadığıdır- bu fısıltı öyle güçlenir ki; herkes duyar?

Şiirimizi tarihsel gelişim veya dönüşüm süreci içinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle beslendiğiniz bir ekol var mı? Şiiri ve çağımızı nasıl değerlendirirsiniz?

Şair denilince aklıma ilk gelen isimler; Necip Fazıl Kısakürek ve Mehmet Akif Ersoy? Her şair yaşadığı dönemin şartlarından etkilenmiş ve bunu yazdıklarına da yansıtmıştır. Şartlar değiştikçe şiirlerde de bir değişim olmuştur. Günümüz şiirleri daha çok yalın sözlerden oluşmakta; ilk okuyuşta anlaşılan, anlamak için çok da düşünme eylemi gerektirmeyen şiirler? Ama öte yandan meâli derinlere gizlemiş şiirler de mevcut. Okuyucu derinlere düşerken bir çok şeyle karşılaşır kendi his dünyasında. Böyle şiirler, kuyu gibidir? Okuyabileni (düşeni) dibe çeker? Nefesini en fazla tutabilenlerdir, kuyunun en derinine inenler? Ve böyle şiirler, yazıldığı gibi yorumlanmaz. Akıl ve kalp ortaklığında işlenirler ve yürekte yorumlanırlar ancak..

?Kaç dille susmalı insan,
Anlatmak için kendini dünyaya?? şiir sus/a/manın hangi halidir?

En çok içi konuşur insanın. Konuştuklarımız sadece bir damla? içimizden sızan?
Şiir, susmanın kendisidir. Insan konuştukça tükenir hisleri. Sustukça yüreğinde birikir duygular ve içinde demlenir. Ve bir gün, ortaya koyu sözler çıkar?

Günümüz medyasında şiirin değerlendirilişi/kullanılmasına nasıl bakıyorsunuz? Açmak gerekirse, şiirin özellikle sosyal medya başta olmak üzere bu kadar çok kullanılmasına nasıl bakıyorsunuz?

Insanlar, sosyal paylaşım sitelerinde daha özgürler. Ve daha çok kişiyle iletişim halindeler. Hal böyleyken bir şeyler paylaşma düşüncesi ortaya çıkıyor. Ve kendi en iyi ifade eden sözleri bulup kullanıyorlar.

Sosyal paylaşım sitelerinin kötü yanı, yazılan sözlerin farklı yazarların imzasıyla yayılması. Bazen sözün gerçek yazarının dahi söz hırsızlığıyla suçlanmasına şahit oluyoruz. Araştırılmadan paylaşılan sözler kul hakkına sebep veriyor.

Sürekli takibini yaptığınız yazılar ve şiirler var mı? Bu yolda şiirlerinize yolu açan bir örneğiniz, bir örnek şair var mı?

Sevgili hocam Dursun Ali Erzincanlı?nın şiirlerini dinleyerek biz büyüdük. Dinlediklerimizin, duyduklarımızın, gördüklerimizin ve yaşadıklarımızın içimizde bıraktığı izleri takip ederek belki de kendi şiirimize ulaşabiliyoruz?

Yeni kitap ne zaman?

Yeni kitap için demlenmesi gereken duygular var. Ardından koyu bir çalışma içerisine girebilirim inşaAllah? Her 6 ayda bir bir kitap çıkarmak istemiyorum. Bu hiç samimi olmaz. Bir kitabın etkisinden çıkmadan diğer kitaba başlarsak eğer, aynı kitabın benzerini yazabiliriz ancak. Bunun örneklerini günümüz yazarlarının bir kısmında görüyoruz.

?Yüreğinize çektiğiniz nefes miktarınca inersiniz derine.

Heybenizin büyüklüğü kadar duygu getirebilirsiniz derinlerden.

Ve köprünüzün sağlamlığı kadar kuvvetli olur sözleriniz?? diyerek bir rota çiziyorsunuz aşina ve kabiliyetli gönüllere. Öncelikle bu bağlamda olmak üzere gençliğe neler söylemek istersiniz?

Her kitap okuyan şiir yazamaz. Ama kitap okumayan da yazamaz. Eğer içinde biriktirdiği şiirleri varsa bir insanın, bu şiirleri kelimelere dönüştürmek için çok kitap okumalı? Yoksa tekrara düşer, aynı sözleri söyler dururuz.
Sıradan sözlere, cümlelere şiir diyemeyiz. Görünüş itibariyle kısa olan cümlelere, manen, sayfalarca kelâm yüklemektir şâirlik.. Damlayı ruhta, deryaya dönüştürmenin adıdır şiir.. Buna dikkat ederek yazmalıyız.
Teşekkür ediyorum. Sevgiyle
Cevapla

“Kim Kimdir” sayfasına dön