Hekimoğlu Türküsünün Hikayesi Türküsünün Hikayesi
Bu Hikayeyi YAZDIR!!!
Hekimoğlu derler benim aslıma Aynalı martin yaptırdım da Narinim kendi neslime Martin denilen eski bir tüfek, yani adalet. Martin taşırmış o da diğer yiğitler gibi. Üstelik de martinin aynalısı. Öyle ki kundağına bak resmini gör, ayna gibi. Bir kere yaman şeydir martin.
Omuzuna astın mı dehşeti yayılır, bastın mı tetiğine düşmanı serer. Gerçi Köroğlu "Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" demiş. Niye? Kim icat etmiş tüfeği? Bolu Beyi. Yeke yek Köroğlu'nun üstesinden gelemeyince, çıkıp da dağlara yaslanamayınca, işi tüfeğe dökmüş. Uzaktan, pusudan. İşte ne yapabilirse. Hoş Ordu'nun, Fatsa'nın ağaları da bundan farklı değil. Salihli'de, Bohçaarmut'ta, Çitlice'de ve öteki köyler de sarılmıştır silaha. Zulüm için, ha!. Yoksul ağzını açmasın, hakkını istemesin. Ama tüfek icat olsa da, hak haktır. Hekimoğlu, "Aynalı martin kendi neslime yaptırdım" der. Nesli topraksız, kendi çoban, devir de eski. Hekimoğlu'nu 'hekimoğlu' yapan ağanın gaddarlığı, kendi yiğitliği. Hekimoğlu derler benim aslıma Aynalı martin yaptırdım da Narinim kendi neslime Hekimoğlu derler ufak bir uşak Bir omuzdan bir omuza Narinim on arma fişek Konaklar yaptırdım mermer direkli Hekimoğlu dediğin de Narinim aslan yürekli Konaklar yaptırdım döşeyemedim Ünye Fatsa bir oldu da Narinim baş edemedim Ünye Fatsa arası ordu da kuruldu Hekimoğlu dediğin Narinim o da vuruldu Kim bu Hekimoğlu? Neden mi ortaya çıktı? Ağa kalıntılarına sorarsanız Hekimoğlu rezilin rüsvanın biridir. İffetsizin, kanun kaçağının biri. Köylüye sorarsanız iş değişir. Hekimoğlu merttir, yiğittir, fukaranın malına dokunmaz, kimsenin ırzına el sürmez, hakkı hukuku gözetir. Fatsa'nın Yassıtaş Köyü'ndendir. Sekiz on yaşlarında iken anası ölmüş, babası zaten kendi geçiminden aciz. Böyle olunca, yol ağa kapısına açılır, ağaya boyun eğecek, kulluk edecek. Babasının yürek bağı incelmiştir ama çare ne ola yoksulluk bu. İşte Hekimoğlu, Hekimoğlu olmadan önce böyle bir çobandır. Onu "Hekimoğlu" yapan ağanın gaddarlığı ve bir de kendi yiğitliği olur. Ağa katı yürekli, aksi, onu bir saniye bile boş koymaz. Tarlaya git, çift sür, darı çapala, davar güt, ağaç kes, atları yemle, yani nerede ne iş varsa koş hem de karın tokluğuna. Hekimoğlu' nun içinde bir toprak özlemi "Ah be bir iki parça tarla da benim olsa, şöyle ekip dikip yetirsem, evim barkım olsa, çoluk çocuğa karışsam, ambarım dolu olsa" Böyle giderse sonu ayaz, ne evi olur ne karısı, ne ambarı. Kalkar bir gün "İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü" deyip toprağa olan hasretini ağaya çıtlatır. Kıyamet kopar. Halis Ağa'nın zaten iki yüzü dünden kara, vermez toprağı ve araları daha bir bozulur. Halis Ağa dayağı çoğaltır, sesini yükseltir, işleri artırır. Yüreğindeki toprak özlemi daha da artar. Bir de Narin'in sevdası eklenir buna. Narin de Narin, güzel, sevimli, alımlı, çalımlı bir kız ki bir de alçak gönüllü. Tutar Hekimoğlu bir daha varır ağasının yanına "Ağam iki parça tarla ver bana, senin tarlan
(Eğer Bu Hikayenin Eksik Kaldığını Düşünüyorsanız Mesajın Orjinali İçin Tıklayınız... )
[Hikayeyi Gönderen : sTRaLiS ] [Profilini Göster] [Konuya Yorum Yap] [Tek Tuşla Teşekkür Et]
{Üye Olup Onlarca Türkü Hikayesini Okumak ve Hikaye Göndermek İçin Tıklayınız}
|